ΥЦПΛП MIƬӨLӨJIƧI - GЯΣΣΚ MΥƬHӨLӨGΥ
Yunan Mitolojisi - Greek Mythology

Bu Blogda Ara

Yükleniyor...

28 Kasım 2009 Cumartesi

Eski Yunan Mitolojisinde Kadın İmgesi


Kadın, yüzyıllardan beri birçok tartışmanın odağı olmuştur. Bu çalışmada eski yunan mitolojisindeki kadın anlayışını tartışacağım. Bunu yaparken çeşitli mitlere başvuracağım ve kadın tanrıçaları ele alacağım. Çalışmanın sonucunda da kadın imgesinin yunan mitolojisindeki yerini tartışacağım. Son olarak, mitolojideki kadına bakışın daha sonraki görüşleri ne şekilde etkilediğini tartışacağım.

Tanrıların insanlarla ve diğer tanrılarla olan ilişkileri yunan mitolojisinin konularını oluşturmaktadır. Yunan mitolojisine göre tanrılar tıpkı insanlar gibi yaşıyorlardı. Tanrıların fiziksel olarak insan şeklinde olmaları ve insanlar gibi yaşamalarından dolayı insanlar tanrılardan fazla korkmuyorlardı. İnsanlar ve tanrılar arasındaki tek fark, tanrıların ölümsüz insanların ise ölümlü olmalarıydı.

Yunan mitolojisine göre başlangıçta kadınlar yoktu, toplumda sadece erkekler vardı. Prometheus’un gizlice ateşi çalıp insanlara vermesine baş tanrı Zeus çok sinirlenir ve bu topluma bir ceza vermek ister. Erkeklerden oluşan bu toplumu cezalandırmak için Zeus kadını yaratmaya karar verir. Bu kadını yaratırken her bir tanrıçadan değişik özellikleri alıp yarattığı kadına yükler. Zeus’un yarattığı bu ilk kadın Pandora’dır. Zeus Pandora’yı dünyaya gönderirken ona bir kutu armağan eder ve bu kutuyu kesinlikle açmamasını söyler. Ancak Pandora merakına yenik düşer ve bu kutuyu açar. Kutunun içindeki kötülükler, hastalıklar, keder, korku vs. dünyaya yayılmaya başlar. Pandora bunu fark eder ve hemen kutunun ağzını kapatır. Ancak kutunun içindeki bütün kötülükler dışarı çıkmıştır, kutuda kalan tek şey ise ümittir.

Yukarıda kısaca değindiğimiz bu kadının ilk yaratılış öyküsünden de anlaşılacağı üzere, kadın cezalandırma aracı olarak yaratılmıştır. Yani Zeus kadını kötülüklerle birlikte dünyaya göndererek insanlardan intikam almıştır.

Yunan mitolojisinde kadın sonradan yaratılan ikinci sınıf bir varlık olarak görülür. Ancak bu mitoloji kendi içerisinde, kadının önemi konusunda tezatlıklar da barındırmaktadır. Bir taraftan kadın yaşamın kaynağı olarak görülürken; diğer taraftan hırsın, kötülüğün kaynağı olarak görünmektedir. Tanrıçalardan birkaç örnek verirsek, Gaia toprak tanrıçasıdır ve bütün
tanrıların soylarının çıktığı ilk tanrıçadır. Afrodit (Aphrodite)aşk ve güzelliği simgeler. Hera baş tanrıçadır ve kötülükler yapar. Metis, bilgelik tanrıçası ve Ate hata ve günah tanrıçasıdır. Yani kadın hem çok istenen bir varlıktır hem de istenmeyen aşağılanan bir varlıktır.


Kaynak:
Nur Yeliz Gülcan
Dicle Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Felsefe Bölümü, Diyarbakır Türkiye

08 Ekim 2009 Perşembe

Türk - Yunan Mitolojieri ve Farkları

Geçmişten gelen iki büyük toplumun mitlerini, yani Türk-Yunan mitolojilerini ve farklarını incelemek kesinlikle isabetli olacaktır.

Yunan Mitoloji Özellikleri
Yunan mitolojisinde, soylular hep ön plandadır. Halk savaşta sadece savaşan araçlardan değildir.
Kahramanlar hep soylulardan gelir.
Savaşçı kahraman soylular, tanrı gibi gözükür.
Yunan mitolojisi motiflerinde kralların savaş arabaları ve savaş giysileri çok fazla yer alır.
Halkın ekonomik durumu iyi değildir ve tek geçim kaynağı topraktan gelen ürünlerdir. Soylular ise madenlere sahip çıkmıştır. Alışveriş değiş-tokuşla yapılmaktadır.

Türk Mitolojisinin Özellikleri
Türk mitolojisinin genel motifleri türeyiş, ışık ve ışıkla gelen iyilik, kutsal ağaç ve ağaç kökündeki ana-tanrıdır.
Kut anlayışı yaygındır.
Türkler’de özellikle Oğuzlar çok geniş bir coğrafyayı gezdikleri için kültürel ve ticari olarak diğer halklarla alışverişte bulunmuşlardır. Bu yüzden halkın durumu mitlerde genellikle iyi gözükmektedir.
Daha çok mitlerin konusu tanrısal, dinsel ve mistik olaylar çerçevesinde gelişmiştir.

Türk-Yunan Mitolojileri ve Farkları

Görüldüğü gibi;

  • Yunan mitlerinde önde tutulan kral ve soylular, Türk mitlerin de ise tanrısal olgular ve daha çok türeyişle ilgilidir.
  • Motifler farklıdır: Yunan mitlerinde savaş kıyafetleri ve araçları; Türk mitlerinde ise kutsal öğeler motiflerin başında gelir.
  • Sınıfsal özellikler mitlerin içinde farklıdır: Türklerde halk daha özgür ve rahat, Yunanlılar da ise baskı gören yönetilen halktır.
  • Ekonomik ve toplumsal yaşamlar ticari ve yaşam stili bakımından(göçebe-yerleşik yaşam) farklıdır.

Canberk @ Ekim 13, 2008
alıntı

30 Eylül 2009 Çarşamba

Mit ve Mitoloji Nedir?

Mit (söylence) sözlüksel anlamı dinle yada kahramanlıklarla ilgili olan toplumun gelenek ve göreneklerine göre ağızdan ağıza ulaştırılan ve zaman içinde değişiklik gösteren söylenceler anlamındadır. Mit kelimesi Yunanca mythos kelimesinden gelmektedir.

Mitler genel olarak çok tanrılı dönemleri,olağan üstü kahramanlıkları ve olayları konu alır. İmgelem ürünü olan mitler estetiksel şekilde anlatan öykülerdir.

Mitoloji (söylencebilim, söylenbilim) kavramınında sözlük anlamı, mitlerin yer, zaman yada konu bakımdan toplandığı gruplardann herbiri. İkinci anlamı ise mitleri inceleyen bilim dalıdır. Mitoloji kelimesi Yunanca ‘Mythos’ (mit) ve ‘Logos’ (konuşma, anlatma) kelimelerinin birleşmesi ‘Mythologia’ kelimesinden gelmektedir.

Belirli kurgu ve fanzinlerin mit yada mitoloji olarak tanımlanabilmesinin koşulu hâlâ yaşayan veya yaşamış olan insanlar tarafından inanılması, psikolojik, ruhani bir bağlantı kurulmuş olmasıdır. Bunları içermeyen kurgulara mitoloji kavramının kullanılması yanlıştır.

Mitolojiler genel olarak dinsel, ruhani ve evrenin yada halkların oluşumu (yaratılış ve kuruluş mitleri) gibi genel temalar içirir. Genel olarak eski toplumların dinlerinin mitoloji kavramı ile kullanılması gibi bir yanlış anlaşılma vardır. Mitolojiler dinsel, dinler mitolojik öğeler içerir ama bu aynı kavram anlamına geldikleri anlamına gelmez.

Günümüz yaygın dinlerinin tarihlerinin o kadar da eski olmamasından ötürü mitolojik öğeler içermediklerinin katı bir şekilde savunulmasıda yanlıştır. Birinin çıkıp dinlerle ilgili mitolojik çalışmalar yapması veya mitler ortaya koyması bilimsel çalışmalar olabilir. Bu konudaki önyargıların yıkılması gerekir.

Günlük hayatımızda mit kavramı yanlış, doğru olmayan hikâye yada metafor anlamında da kullanılmaktadır. Ve bu kullanımda anlatıcının asıl vurgulanmak istediği nokta doğru olmayan bir olgunun yada kısmın hikaye içerisinde barındığıdır. Mitoloji kavramıda eski kültürleri anlatırken; yeni bir akımı, modayı mecazi bir şekilde vurgularken kullanılmaya başlanmıştır.

13 Eylül 2009 Pazar

Yunan Mitolojisinde Aşk


İlk olarak, platonik aşk... Bu terim, Platon’dan gelmektedir. (Bu kısım mitoloji değil gerçektir, tabii ki). Kendisi okulunda bir öğrencisine aşık olmuştur ve o zamanlar kızlarla erkekler ayrı ayrı eğitim görmektedirler. Burdan anlıyoruz ki Platon bir erkek öğrencisine aşık olmuştur ve karşılık alamamıştır, bu tür aşka da adını vermiştir (ama platonik aşkın homoseksüellikle bir alakası yoktur).

Karşılıksız aşkın yansıması olarak Echo’nun hikayesi bir örnektir... Echo’nun da kitaptan kitaba değişen hikayeleri bulunmaktadır.

Pan, mitolojide çoban ve sürülerin yarı insan-yarı keçi tanrısıdır; flüt çalmaktadır ve yaptığı müzik, “panik” kelimesinin de kökenidir ve hareketli, neşeli, hatta gürültücüdür.

Pan, bir gün küçük bir vadiden geçerken bir nenfin (nymph) şarkı söylediğini işitir. Bu bir orman perisi olan Echo’dur. Yalnızlığı seven, Zeus’un perileri olan "muse"lerden flüt çalmayı ve şarkı söylemeyi öğrenen bu genç kız Echo, insan topluluğundan ve tanrılardan kaçar, evlenmek istemezdi. Onun ahenkli ve berrak sesini duyan Pan, ona karşı vahşi bir sevgi duydu. Onun yeteneğini kıskanan ve onun güzelliğinden istifade edemeyen bu keçi sakallı mabut, etraftaki bütün çobanların yollarını şaşırttı. Bu şaşkınlıkla bir gün nenfe hücum ettiler, onu öldürdüler ve vücudunun parçalarını dağıttılar. O günden beri, her tarafa dağılmış olan Echo'nun kendine özel bir yeri yoktur. Gürültüyü duyduğu her yerdedir. Ölümden sonra da müzik hafızasını kaybetmemiştir. Kulağına çarpan sesleri tekrarlar.

Diğer bir masala göre de Echo'nun felaketine sebep olan Pan değil, baş tanrı Zeus’tur. Bir gün Çapkın Zeus arza inerek bazı güzel nenfleri ziyaret etmişti. Evlilik tanrışası olan kıskanç karısı Hera onu yakalamak istediği zaman Echo onun dikkatini başka tarafa çekti ve uzun tutarak nenflerin saklanmaları için vakit kazandırdı; fakat Hera bu hileyi anlamıştı. Sözleriyle kendisini aldatmış olduğundan, ona ceza olarak söz söylemesini kısıtlayacağını bildirdi. Hera'nın emri yerine geldi. O zamandan beri Echo, hiçbir zaman ilk defa söze başlayamaz ve ona söz söylendiği zaman susamaz. Ancak durmadan işittiği seslerin son kısmını tekrar eder.

Başka bir masala göre de (ki bu bence en güzelidir), Echo, geyikleri kovalıyan bir avcı gördü. Adı Narcisse olan bu genç avcıdan daha yakışıklı bir delikanlı az bulunurdu. Onu görür görmez Echo şiddetli bir aşka tutuldu. Gizlice onu takip ediyor, günden güne aşkı alevleniyordu. Derdini açığa vuramıyordu. Delikanlı da izlendiğini hissediyor ve rahatsız olup ormanlara kaçarak gizleniyordu. Ümitsizliğe kapılan Echo başarısızlığını saklamak için derin bir mağaraya kapandı. Artık dağlarda görünmez olmuştu. Beslediği aşk onu günden güne eritti. Bütün vücudu tükendi, kanı çekildi. Ondan geriye yalnız kemikleriyle sesi kaldı. Kemikleri kaya şeklini aldılar, sesi de her tarafta dolaşarak seslenenlere cevap verir oldu.

Diğer taraftan Narcisse'in “narsist kişilik bozukluğu”na da isim veren yersiz gururu tanrıları kızdırmıştı. Onun bu anlamsız gururunu ve katı kalbini cezalandırmak için, ona garip bir heves verdiler. Bir gün av ve yaz sıcağının yorgunluğu ile sakin ve şeffaf bir pınarın başına geldi. Su ayna gibi parlaktı. Narcisse su içmek için eğildi ve berrak suya yansıyan yüzünü gördü. Suda aksini görüp büyülenen Narcisse hareketsiz kalmıştı. Adeta aşkla aksine bakıyordu, hiçbir kuvvet onu ordan ayıramıyordu. Yavaş yavaş, güneşin altındaki buz gibi, renginin solduğunu ve eridiğini gördü. Güneş onu yakarak bitirdiği zaman kızkardeşleri onun için ağladılar ve mezarının üstüne koymak için saçlarını kestiler. Cesedi götürmek için hazırlandıkları vakit, onun yerinde sarı ve beyaz bir çiçek buldular ki bu çiçek onun adını taşıyan nergistir.

Not: Yanda da linki buluna mitoloji.info sitesinden alıntılanmıştır.

18 Temmuz 2009 Cumartesi

Yunan Mitolojisinin Oniki Büyük Tanrısı

1- Zeus (Jupiter),başkan
2- Poseidon (Neptunus), Zeus’un erkek kardeşi
3- Hades (Pluton), Zeus’un erkek kardeşi
4- Hestia (Vesta), Zeus’un kız kardeşi
5- Hera (Iuno), Zeus’un karısı
6- Ares (Mars), Zeus ile Hera’nın oğlu
7- Hephaistos (Vulcanus), Hera’nın oğlu
8- Athena (Minerva), Zeus’un kızı
9- Apollon (Phoebus), Zeus’un oğlu
10-Aphrodite (Venüs), Zeus’un kızı
11- Hermes ( Mercurus), Zeus’un oğlu
12- Artemis (Diana), Zeus’un kızı

14 Temmuz 2009 Salı

Takımyıldızların Mitolojik Öyküleri / Herkül (Hercules)

Hercules takımyıldızının temsili resmi

Yunan efsane kahramanlarının en büyüklerinden biridir. Roma mitolojisinde Herkül adıyla tanınır. Ölümlü bir prenses olan Alkmene ile Zeus’un oğludur. Çok güçlü olan Herakles (Hercules) insanın doğaya karşı savaşma ve direnme gücünü simgeler. Doğanın insanın başına sardığı felaketlerin üstesinden gelerek insanlığa yardım ettiğine inanılır.

Fakat Alkmene Zeus’tan hamile kalınca, kıskanç Hera öç almak için fırsat kollamağa başlar. Şöyle bir oyun kurar: Perseus soyundan doğacak ilk çocuğun, bütün insanlara egemen olması için Zeus’tan söz alır.

O sırada Persues soyundan Sthenelos’un karısı yedi aylık hamiledir. Hera Alkmene’nin doğumunu geciktirip, Sthenelos’un karısının önce doğurmasını sağlar. Böylece Persues soyundan doğan ilk çocuk Herakles (Hercules) değil, Sthenelos’un oğlu Eurystheus olur. Bunun sonucu olarak da Herakles (Hercules), yaşamı boyunca yeteneksiz Eurystheus’a boyun eğecektir.

Zeus’un kıskanç karısı Hera, Herakles’in doğduğunu duyduğu zaman çok kızar ve henüz beşiğinde yatarken öldürülmesi için iki yılan gönderir. Ama Heracles bebek iken bile öyle güçlüdür ki, yılanları elleriyle boğar. Heracles iyi bir eğitim görür, güçlü bir savaşçı ve keskin bir nişancı olur. Ne var ki, Hera’nın ona olan düşmanlığı sürmektedir. Bir gün Hera’nın etkisiyle bir delilik nöbeti geçiren Herakles karısını ve çocuklarını öldürür. Bu korkunç suçun cezası kral Eurystheus’un belirleyeceği on iki görevi yerine getirmektir. Heracles’e verilen ilk iş Yunanistan’daki Nemea bölgesine korku salan azgın aslanı öldürerek postunu almaktır. Heracles hayvanı kolları arasına alarak elleri ile boğarak öldürür. Sonra Hydra adlı dokuz başlı bir canavarı öldürmeye gönderilir. Canavarın zehir saçan başlarını bir bir koparır ve ölümsüz olan başını da kocaman bir kayanın altına gömer. Daha sonra altın boynuzlu geyiği ve Erymanthos Dağındaki yaban domuzunu yakalayan Heracles’in beşinci görevi kral Augias’ın üç bin sığırının barındığı ahırları temizlemektir. Heracles iki ırmağın yataklarını değiştirip sularını ordan geçirerek, kullanılamaz durumdaki bu ahırları birgünde temizlemeyi başarır. Sonra insan eti ile beslenen Stymphalos kuşlarını öldürür. Girit halkını açlıkla karşı karşıya bırakan Beyaz Boğayı ve insan eti yiyen kral Diomedes’in atlarını yakalar. Dokuzuncu görevi savaşçı Amazon kraliçesi Hippolyte’nin
büyülü kemerini getirmektir. Heracles kemeri almak için Amazonlar kraliçesini öldürür. Bundan sonra Heracles’e Atlas Okyanusu’ndaki Dev Geryoneus’un sığırlarını getirmesi söylenir. Buraya ulaşmak için bir dağı yararak Cebelitarık Boğazını aşar. Boğazın her iki kenarındaki kayalar bu efsaneden dolayı Herakles Sütunları olarak adlandırılır. On birinci görevi ejderhanın koruduğu ağaçta yetişen üç altın elmayı ele geçirmektir. On ikinci görevi ise Kerberos adlı üç başlı köpeği yakalamaktır.

Heracles bu görevlerin hepsini başarıyla yerine getirdikten sonra altın postu arayan Argo gemicileri ile birlikte yolculuğa çıkar.

Heracles daha sonra, ileride ölümüne neden olacak Aitolia (Yunanistan da Korinthos Körfezinin kuzeyine düşen bir bölgenin eski adıdır) Kralı Oeneus’u kızı Deianeira ile evlenir. Heracles karısı Deianeira’ya saldıran insan başlı at olan Nessos adındaki bir Centaur’u öldürür. Nessos ölürken Deianeira’ya kendi kanıyla ıslanmış gömleğini verir ve Heracles onu bir gün bırakırsa bu gömleğin kocasının sevgisini geri getireceğini söyler. Heracles bir gün gerçekten karısını bırakır. Deianeira da ona gömleği gönderir. Nessos’un kanı zehirli olduğundan, ölümsüz Heracles gömleği giyer giymez acıyla kıvranmaya başlar. Acılarını dindirmek için Heracles kendini yakar. Ölümlü vücudu yanıp kül olurken, Heracles Olympos Dağının doruklarına yükselir. Zeus oğlunu yıldızların arasına gönderir.

Hercules takımyıldızının gökyüzündeki görüntüsü


Kaynak:
Yasemin ÖRS
Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimleri
Takımyıldızların Mitolojik Öyküleri
Ankara 2001

Takımyıldızların Mitolojik Öyküleri / Orion

Orion takımyıldızının temsili resmi

Orion, oldukça eski ve köklü bir takımyıldızıdır. Sümerler tarafından Uru-anna ya da cennetin ışığı olarak kabul edilirdi. Ayrıca büyük Sümer kahramanı Gilgamesh olarak da bilinir.

Mitolojiye göre Orion, deniz tanrısı Poseidon ve Girit kralı Minos’un kızı Euryale’nin oğludur. Orion oldukça iri cüsseli, dev sayılabilecek bir yapıya sahiptir ve çok güzel bir yüzü vardır. Babası Poseidon Orion’a deniz üzerinde yürüyebilme becerisi vermiştir. Gökyüzünde Orion, bir elinde kırılmaz bir sopa, diğer elinde ise bir aslan derisi taşıyor olarak tasvir edilir. Orion’un başı kadınlarla çok derde girmiştir. Kral Oinopion’un (Şarap içici demek olan Oinopion, Dionysos ile Ariane’nin oğludur ve Sakız adası kralıdır. Adalılara kırmızı şarap yapmayı öğretmiştir) kızı Merope’ye kur yapmış, başarılı olamamıştır.

Ertesi gün fazla içki içerek sarhoş olmuş, bir hata yaparak Merope’ye saldırmaya kalkışmıştır. Bunun sonucunda Kral Oinopion, Orion’un gözlerini kör etmiştir. Daha sonra Orion, demir tanrısı Hephaistos’un çekiç seslerini dinleyerek ona ulaşmış ve ondan yardım istemiştir. Hephaistos ona dünyanın doğusuna gitmesini ve doğan güneşin iyileştirici ışınları yüzüne vurunca gözlerinin yeniden göreceğini söyler. Orion doğuya Lemnos adasına gider ve tekrar görme yeteneğini kazanır.

Mitolojiye göre Orion, bir akrep tarafından topuğundan sokularak öldürülmüştür. Burada akrep, Scorpio (Akrep) takımyıldızı olarak bilinir. Bazı öykülere göre akrep Yer tanrısı Gaia tarafından, bazılarında ise av ve Ay tanrıçası Artemis tarafından, yeryüzündeki hayvanların çoğunu avladığı için Orion’u öldürmek üzere yollanmıştır. Başka bir masalda ise, Orion’un av tanrıçası Artemis’e karşı uygunsuz davranışlarda bulunur. Bu yüzden akrebin, Artemis tarafından Orion’u öldürmesi için yollandığı söylenmektedir. Orion ve Scorpio, gökyüzünde birbirlerine zıt yönlerde bulunurlar. Biri doğarken biri batmaktadır. Bu sayede onların bir daha savaşmasının engellendiğine inanılır.

Orion, akrep tarafından zehirlendikten sonra sağlık tanrısı Asclepius (Gökyüzünde Ophiuchus takımyıldızı olarak bilinir) tarafından tekrar yaşama döndürülür.

Orion’un ölümü hakkında bir başka masal daha vardır. Orion ve av tanrıçası Artemis evlenmek üzere nişanlanmışlardır. Ancak Artemis’in erkek kardeşi Apollon bu evliliğe karşı çıkmaktadır. Apollon, Artemis’e kötü bir oyun oynamıştır. Artemis çok iyi bir okçudur. Apollon bir gün Artemis’le denizde çok uzakta görünen bir karaltıyı vurup vuramayağı konusunda iddiaya girmiştir. Artemis, tek atışta hedefi kolaylıkla vurmuştur. Ancak, vurduğu hedefin nişanlısı Orion olduğunu öğrenince acı içinde kalmıştır. Bu olaydan sonra Ay tanrıçası Artemis yaşama olan bağlılığını kaybetmiş ve içindeki acıyı dindirememiştir. Bu nedenle, Ay bu kadar soğuk ve hayat içermeyen cansız bir yerdir. Artemis, Orion’un bedenini gümüşten yapılmış Ay arabasına koyarak kendi elleriyle gökyüzüne taşımıştır. Artemis nişanlısı Orion’un yıldızlarının, bulunduğu bölgedeki en parlak yıldızlar olması için özel olarak karanlık bir bölge seçmiştir.

Orion takımyıldızının gökyüzündeki görüntüsü


Kaynak:
Yasemin ÖRS
Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimleri
Takımyıldızların Mitolojik Öyküleri
Ankara 2001

05 Temmuz 2009 Pazar

Takımyıldızların Mitolojik Öyküleri / Ursa Major (Büyük Ayı), Ursa Minor (Küçük Ayı)

Ursa Major takımyıldızının temsili resmi

Burada Ursa Major ve Ursa Minor takımyıldızları birlikte anlatılmaktadır. Ursa Major ismi Callisto’dan gelmektedir. Arcadia (Yunanistan’ın güneyindeki Pelops adasının dağlık bölgesidir.) kralı Lycaon’un kızı olan Callisto avcılığa düşkündür. Av tanrıçası Artemis, Callisto’yu ilk gençlik çağlarından itibaren görevlileri arasına alır.

Artemis, Apollon’un kızkardeşidir. Çocukların doğumlarını, bebeklerin korunmasını ve beslenmesini gözeten tanrıçadır. Tanrıçalar dünyasının rahibesidir. Genç Nymph’leri yetiştirirdi. Başı örtülü, yani gelin anlamına gelen Nymph’ler, kırlarda, sularda, ormanlarda yaşayan tanrısal varlıkların dişi olanlarına verilen isimdir. Eski yunan inanışına göre bütün dünya Nymph’lerle doludur. Nymph’ler Artemis’le birlikte avlanırlar, şarap tanrısı Dionysos’la eğlencelere katılırlar. Güneş ve güzel sanatlar tanrısı Apollon ile tanrıların habercisi Hermes’e refakat ederlerdi. Artemis yanına kabul ettiği genç kızlardan sadakat yemini yapmalarını isterdi. Bu yeminle genç kızlar, dünya nimetlerinden uzakduracaklarına söz verirlerdi. Callisto’da bu kızlardan biridir ve bir süre sonra Artemis’in en gözde görevlisi olmuştur.

Zeus bir gün Callisto’yu ormanda uyurken görür ve ona aşık olur. Zeus, Artemis’in kılığına girerek Callisto’nun yanına gider. Callisto baş tanrıyı Artemis sandığından ondan çekinmez ve iyi karşılar. Bu birlikteliğin sonucunda Callisto hamile kalır ve Arcas adında bir oğlan çocuğu dünyaya getirir. Bunu farkeden Artemis, sözünü tutmayan Callisto’yu bir ayıya çevirir (Zeus’un karısı Hera’nın kıskançlığından Callisto’yu ayıya çevirdiği de düşünülmektedir.) Callisto, artık avcıların peşinden koştuğu bir avdır.

Uzun yıllar sonra Callisto, ormanda oğlu Arcas ile karşılaşır. Annesini tanımayan Arcas, bu avı kaçırmak istemez ve onu vurmaya karar verir. Tam bu sırada Zeus, araya girer ve Arcas’ı yutan, Callisto’yu ise cennete uçuran bir hortum gönderir. Callisto, gökyüzünde Büyük Ayı olarak belirir, Arcas da Küçük Ayı olarak gökyüzündeki yerini alır.

Bu konuyla ilgili başka bir öykü ise şöyledir : Zeus’un annesi Rhea, babası ise Kronos’tur. Bir kehanete göre Kronos’un oğullarından biri onu tahttan indirecektir.Bu durumdan hiç hoşnut olmayan Kronos, çareyi her doğan çocuğunu yok etmekte bulur. Doğar doğmaz çocuklarını yutmaktadır. Kronos, Zeus doğana kadar pek çok çocuğundan bu şekilde kurtulmuştur. Ancak Zeus, annesi sayesinde hayatta kalabilmiştir. Zeus doğduğunda annesi Rhea, onun kundak bezinin içine bir taş koyar ve Kronos da bir çocuğunu daha yok ettiğini sanarak taşı yutar. Rhea, bebeği Girit Adası’na kaçırır. Burada Dikte Mağarası’nda birer su perisi olan İda ile Adrasteia, Zeus’a bakıcılık yapar. Mağara, Giritli askerler tarafından korunur. Yıllar sonra Zeus büyüdüğünde babası Kronos’a karşı galip gelir ve ondan yuttuğu bütün çocuklarını tekrar kusmasını ister. Bu çocukların hepsi ileride genç tanrıların liderleri olup evrenin yönetimini Titanlar’ın elinden alırlar.

Mitolojide İda Küçük Ayı, Adrasteia ise Büyük Ayı olarak geçer. Ancak, bu su perilerinin nasıl ayıya dönüştükleri bilnmemektedir.

Ursa Major ve Ursa Minor takımyıldızlarının gökyüzündeki görüntüsü


Kaynak:
Yasemin ÖRS
Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimleri
Takımyıldızların Mitolojik Öyküleri
Ankara 2001

03 Temmuz 2009 Cuma

Takımyıldızların Mitolojik Öyküleri / Pegasus (Kanatlı At)

Pegasus takımyızının temsili resmi

Pegasus (Kanatlı At), Perseus Medusa’yı öldürdüğü zaman Medusa’nın başından dışarıya uçar. Pegasus, zeka tanrıçası Athena tarafından Korinthos şehrinin kralı Glaukos’un oğlu Bellerophon’a verilir. Pegasus’un Bellerophon’a verilmesinin nedeni Khimaira adındaki bir canavarla savaşmaya gidecek olmasıdır. Bu canavar ağzından ateş saçan, aslan başlı, keçi gövdeli ve yılan kuyruklu bir yaratıktır.

Bellerophon, kanatlı atı Pegasus’a binerek canavarın ağzından fışkıran alevlerin yetişemeyeceği kadar yükseğe çıkar. Havadan saldırarak ucu kurşun ve demirden yapılmış uzun mızrağını Khimaira’nın çenesine saplar. Canavarın nefesi kurşunu eritir. Eriyen kurşun canavarın boğazından akarak ölümüne neden olur.

Bellerophon, Pegasus’a binerek tanrıların evi Olympos’a gitmek ve ölümsüzler arasına katılmak ister. Bellerophon tanrıların dağı Olympos’ın tepesine yükselmeye çalışırken Zeus bir at sineği gönderir. At sineği Pegasus’u ısırınca atın canı yanar. Pegasus çıldırmış gibi uçarken Bellerophon yere düşer ve yaptığı küstahlık nedeniyle öleceği güne kadar insanların yaklaşmaktan çekindiği kör, sakat biri olarak yaşar.

Pegasus ise yıldızların yanına kadar yükselir. Zeus, Pegasus’u yere indirmez ve yıldızlar arasına yerleştirir.

Pegasus takımyıldızının gökyüzündeki görüntüsü


Kaynak:
Yasemin ÖRS
Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimleri
Takımyıldızların Mitolojik Öyküleri
Ankara 2001

28 Haziran 2009 Pazar

Takımyıldızların Mitolojik Öyküleri / Perseus (Perse), Cetus (Balina)

Cetus takımyıldızının temsili resmi

Zeus, Argos kralı Acrisius’un güzel kızı Danae’ye aşık olmuştur. Bir kahin, Danae’nin dünyaya getireceği bir çocuğun kralı öldüreceğini söylemiştir. Kral Acrisius kızı Danae’yi yeraltında tunç kaplamalı bir odaya kapatarak kehaneti önlemeye çalışır. Fakat aldığı tüm önlemlere rağmen Zeus tavandaki bir delikten kendini altın yağmuruna çevirerek Danae’nin kucağına düşer. Böylece Danae Perseus’u dünyaya getirir. Bunu öğrenen Kral Acrisius, çok kızar ve Danae ile oğlunu bir sandığa kilitleyip, onları denize bırakır. Dalgalar sandığı Seriphos Adasına çıkartır. Kayaya vuran sandık birkaç gün sonra Dictys adında bir balıkçı tarafından bulunur. Dictys sandığı kırarak açar ve Danae ile çocuğu yanına alır. Perseus’u kendi çocuğu gibi büyütür. Balıkçı Dictys, bu toprakların kralı olan Polydectes’in kardeşidir. Yıllar sonra Polydectes, Danae’yi gördüğünde ona aşık olur ve onunla evlenmek ister. Ancak, Perseus artık büyümüştür. Kral Polydectes eğer Danae ile evlenirse tahtının tehlikeye girmesinden korkmaktadır. Bu nedenle, Perseus’tan kurtulmak için yollar aramaya başlar.

Günün birinde Polydectes, Pisa şehrinin kralı Oenemaus’un kızı Hippodamia ile evleneceğini açıklar. Düğün hediyesi olarak herkesten, at kolleksiyonuna katkıda bulunmasını ister. Ancak Perseus’un ne atı ne de parası vardır. Bunu çok iyi bilen kral ondan başka bir istekte bulunur. Gorgon Medusa’nın kafasını getirmesini ister. Polydectes, Perseus’un asla geri dönmeyeceğinden emin olarak, Danae ile evlilik planları kurmaya başlar. Polydectes, Perseus’un bu işte başarılı olacağına inanmamaktadır. Ancak Perseus, bunu başarırsa Medusa’nın başı, tüm düşmanları taşa dönüştürecek bir silah olacaktır.

Gorgonlar, inanılmaz derecede çirkin görünüme sahip üç kız kardeştir. Bu kızlardan herhangi birine bakan, hemen taşa dönüşmektedir. Kardeşlerden ikisi Euryale ile Stheno, ölümsüz iken; üçüncü kardeş Medusa ölümlüdür. Medusa yıllar önce çok güzel bir kadındır ve saçlarının güzelliğiyle dillere destandır. Birgün Medusa deniz tanrısı Poseidon’u çok kızdırır.Poseidon onu zeka tanrıçası Athena’nın tapınağına kapatır. Athena, Medusa’yı çok çirkin biri haline getirir ve saçlarını yılanlara dönüştürür.

Perseus’un tanrılarla güçlü ilişkileri vardır ve tanrılar ona yardım ederler. Yer altı tanrısı Hades, ona görünmemesini sağlayacak bir giysi vermeyi teklif eder. Tanrıların habercisi Hermes, gökyüzünde büyük bir hızla uçmasını sağlayacak bir çift sandalet önerir. Ateş tanrısı Hephaistos elmastan bir kılıç teklif eder. Zeka tanrıçası Athena ona pirinçten bir başlık sunar. Bu sadece metal kısmından Medusa’ya baktığında, onun kötü etkisinden korunacağını söyler. Perseus, bu başlığı giyerek Gorgon Medusa ile mücadele eder ve sonunda onun kafasını keser. Gorgon’un bedeninden Pegasus (Kanatlı At) çıkar ve yıldırım gibi gürleyerek göklere doğru uçar. Perseus elinde Gorgon’un kafası ile Afrika üzerinden uçarak geçer. Libya üzerinden geçerken, Gorgon’un kesik başından akan kanlar yerdeki kumlara damladığında yerden yılanlar çıkmaya başlar. Perseus, Atlas krallığında mola vermek ister. Ancak, kral Atlas Perseus’u sarayına kabul etmez ve ona düşmanca davranır. Perseus, Atlas’a Medusa’nın başını gösterir. İri yapılı, heybetli kral Atlas taşa dönüşür. Kuzey Afrika’daki Atlas Dağları’nın böyle oluştuğu söylenir.

Perseus yolculuğuna devam ederken, Cepheus ile Cassiopea’nın kızı Andromeda’yı deniz kıyısında bir kayaya zincirlenmiş durumda görür. Cetus, Etiyopya kralı Cepheus ‘un eşi kraliçe Cassiopeia’nın küstahlığını cezalandırmak için deniz tanrısı Poseidon tarafından Etiyopya’ya gönderilen deniz canavarı olarak bilinir. Cetus, balık ve su yılanı karışımı bir vücuda sahiptir. Prenses Andromeda Cetus’a kurban edilecektir. Cetus, kralın güzel kızı Andromeda’ya saldırmak üzere iken kahraman Perseus, canavarı öldürür. Gökyüzünde Cetus, Andromeda’yı yakalamaya çalışır ama Perseus prensesi korur gibi görünmektedir. Başka bir inanışa göre Cetus sevimli ve
barışçıl bir balina olarak bilinmektedir.

Perseus Seriphos adasına geri döndüğünde kral Polydectes onu hiç iyi karşılamaz. Perseus ona Medusa’nın başını gösterir ve kral taşa dönüşür.

Perseus’un tüm maceralarının sonunda kral Acrisius’a söylenen kehanet gerçekleşir. Bir gün kral, Perseus’un bulunduğu bir yarışmaya katılır. Perseus bir tartışma çıkarır. Tartışma izleyicilerin de katıldığı büyük bir kavgaya dönüşür. Kavga sırasında Acrisius başına yediği darbe ile ölür.

Başka bir masalda; Kral Acrisius ölümünün, bir disk atma yarışmasında Perseus’un fırlattığı diskin kralın kafasına gelerek gerçekleştiği söylenmektedir. Perseus öldürdüğü adamın dedesi olduğunu öğrenince çok üzülür. Argos ülkesinin tahtına çıkmayı kabul etmez. Tiryns’e kral olan akrabası Megapenthes’e Argos’u verip kendisi Tiryns kralı olur. Kahraman Perseus ve karısı Andromeda öldüklerinde tanrılar tarafından gökyüzüne yıldızlar arasına alınırlar.


Perseus ve Cetus takımyıldızlarının gökyüzündeki görüntüsü


Kaynak:
Yasemin ÖRS
Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimleri
Takımyıldızların Mitolojik Öyküleri
Ankara 2001

sayac