Yaratılış Mitleri

(Livescience.com sitesinin yaptığı bu derlemeyi -direkt olarak sitemiz ile alakası olmasa da- yaratılış efsanelerinin benzerliklerine dikkat çekmek ve mitolojiler için önemini bir kez daha anlamak adına koyuyorum. Yunan mitolojisi yaratılış mitinin daha ayrıntılı halini burada bulabilirsiz.)

10) Nors Mitolojisi
Geniş omuzlu, adeleli tanrıları ve balık etli tanrıçalarıyla İskandinav ve Germen kavimlerinin eski Nors dini, kesinlikle çok ilginç bir yaratılış miti. Norse bilimine göre Dünya (Midgard) var olmadan önce, ateş kılıcını kullanan Surt tarafından korunan korla kaplı Muspell; büyük bir boşluk olan Ginnunagagap ve buzlarla kaplı Niflheim vardı. Niflheim’ın soğuğu Muspell’in alevlerine dokunduğunda buzların çözülmesiyle dev Ymir ve büyük inek Audhumla ortaya çıktı. Sonra, inek, tanrı Bor ve karısını yalayarak hayata döndürdü. Çift’in Buri adlı bir çocuğu oldu. Buri’nin ise üç oğlu oldu: Odin, Vil

Yunan Mitolojisi ve Ezoterizm: Küçük Bir Sözlük

(Bu derleme, sahibinden izin alınarak ilk olarak burada yayınlanmıştır. Alıntılamak isteyenlerin buradan yazara ulaşmaları rica olunur.)

Ezoterizm açısından bakıldığında mitolojiler, mitolojilerde yer alan tanrılar, tanrıçalar ve efsaneler doğanın yüce hakikatlerini ve doğa yasasının soyut ilkelerini anlaşılır kılmak için kişileştirilmiş ve somutlaştırılmış evren dinamikleri ve sırlarıdır. Ezoterik felsefe tarihine bakıldığında, anlamayacakların eline geçmemesi için özellikle sembolizme saklanmış bu muazzam bilgiye yalnızca seçilmiş bilgelerin inisiye edildikleri görülür.

Dolayısıyla, pagan topluluklarda sıradan halk, putlaştırılmış tanrıların sunaklarına sunularını getiriken; bilgeler, bu mermer heykelleri yüce soyut hakikatlerin sembolik cisimleşmeleri olarak görmüşlerdir. Paganların felsefi-dini öğretileri, toplumu oluşturan iki insan grubu (bilgeler ve hayatın derin gizlerini idrak etmeden uzak çoğunluk) için ikiye ayrılmıştı. Bilgelere ezoterik, yani ruhani öğretiler açıklanırken, yeterli akli melekelere sahip olmayanlara sadece ekzoterik, lafzi, zahiri yorumlar öğretiliyordu.

Aşağıda, Manly P. Hall'un Tüm Çağların Gizli Öğretileri kitabından alıntılanan, Yunan mitolojisi ile ilgili bazı sembolik yorumlamaları okuyabilirsiniz:

Eleusis Gizemleri (Ceres ve Persephone)
Kadim dini gizemler arasında en meşhuru, Eleusis şehrinde Ceres ve kızı Persephone onuruna beş yılda bir kutlanan Eleusis Gizemleri'dir. Eleusis kültü, Küçük ve Büyük Gizemler olarak ikiye ayrılırdı. Küçük Gizemler Persephone'ye adanmıştı.

Küçük Gizemler, saf olmayan ruhun yersel bir bedenle sarmalanmış, maddi ve fiziksel doğayla
kuşatılmış durumunu göstermek için kurulmuştur. Efsanede, Ceres'in kızı Persephone yeraltı tanrısı Plüton veya Hades(1) tarafından kaçırılır. Persephone güzel bir korulukta çiçekler toplarken yer birdenbire açılır, ölümün karanlık efendisi muhteşem savaş arabasıyla kasvetli derinliklerden çıkar ve çığlıklar atıp çırpınan tanrıçayı yeraltı alemine götürerek kraliçesi olmaya zorlar. Gizemlerde genellikle Psyche denilen ve Persephone ile sembolize edilen insan ruhu, esasında maddi olmayan, ruhani

Hektor

Hektor (Yunanca: Ἕκτωρ), Truva krallarından Priam ve eşi Hecuba'nın en büyük oğlu, Paris'in ağabeyi, Dardanus'un torunuydu. Tros'un Ida dağları'nda yaşardı. Tüm zamanların en büyük savaşlarından biri olarak kabul edilen Truva Savaşı'nda mücadele eden Truva prensiydi. Ayrıca bu savaşı konu alan İlyada destanının da kahramanlarındandı. Teke tek savaştığı Akhilleus tarafından öldürüldüğü belirtiliyor.

Truva kralı Priamos ile Hekabe'nin en büyük oğlu ve Paris'in kardeşidir. Truvalıların en büyük savaşçılarındandır. Halkı tarafından çok sevilir. Kimsenin karşılaşmaya bile cesaret edemediği yarı-tanrı Akhilleus'a (Aşil) karşı durmuş, Truva ordularını komuta etmiş ve şehrin düşmesini 10 sene geciktirmiştir. Sonunda tanrıların tanrısı Zeus zaferi Hektor'a ve Truvalılara vermeyi kararlaştırmışken tanrıça Hera ve Athena'nın entrikalarıyla Hektor'un ölüm kararını vermiştir. Zeus'un emriyle Hektor'u koruyan tanrılar savaştan çekilmiştir. Athena, Aineas kılığına girmiş ve Hektor'u savaşması için kışkırtmış ve sonra da Hektor'u savaşa göndermiştir. Athena da Aineas şeklinde kaybolmuştur ve Hera'nın yanına gitmiştir. Akhilleus yanında Hera ve Athena ile birlikte Hektor'la savaşmış ve ancak Athena'nın yardımlarıyla Hektor'u öldürmeyi başarmıştır. Bu olay Hektor'u efsanevi bir kahraman yapmıştır. Cesedi şehrin etrafında defalarca döndürülmüş ve Truvalılar moral açıdan çökmüşlerdir.

Hektor'un bedeninin Truva'ya götürülüşü

Hektor'un bedeni daha sonra Truvalılara geri verilmiş ve şanına yaraşır bir cenaze töreni düzenlenmiştir. Hektor olmadan Truvalılar yine de dayanmış ve şehir düşmemiştir. Durum böyle olunca Athene ve Here yine entrikalara baş vurup hileyle şehri düşürmüşlerdir. Akhilleus ise Hektorun ölüsüne yaptığı saygısızlıklardan dolayı ölmüştür.Homeros'un yazmış olduğu ve Truva savaşını anlatan tek kaynak olan İlyada da Hektor ölünce Truva yenilir. Akhilleus ta bu sırada savaşırken bir rivayete göre bir asker,bir rivayete göre Prens Paris tarafından öldürülmüştür. Atatürk, Yunanlıları Anadolu'dan kovarken şöyle demiştir: "Hektor'un öcünü aldım"

Achilles’in Mezarı ve Büyük İskender’in Mitolojik Ataları

"Kendisi de Akhilleus’un mezarına elleriyle çelenk koydu. Hephaistion’un da Patroklos’un mezarına çelenk koyduğu rivayet edilir. Söylendiğine göre İskender burada Akhilleus’un anısını gelecek nesillere nakleden Homeros gibi bir şairin varlığından dolayı ne denli şansı olduğunu belirtmiş." Arrianos, Aleksandrou Anabasis, 12.

Flavius Arrianos, "İskender’in Seferi (Aleksandrou Anabasis)" isimli eserinde, İskender’in Achilles’e olan saygısını bu satırlarla dile getirmiştir. Bugün halen bir tartışma konusu olan Achilles’in Mezarının yeri Arrianos’a göre Çanakkale'dedir. Tabii Arrianos bu eseri kaleme alırken eski kaynaklardan özellikle Ptolemaios Lagu ve Aristobulos’un kaleme aldıklarından yararlanmıştır. Ptolemaios ile Aristobulos’un İskender’in komutanlarından olduğu göz önünde bulundurulursa İskender’in böyle bir ziyarette bulunduğu söylemi kuvvetlenmektedir.

Büyük İskender Achilles’in Mezarı Önünde

Troya Savaşı’nın M.Ö. 1185 yıllarında gerçekleştiği kabul edilmektedir. Büyük İskender M.Ö.336-323 yılları arasında hüküm sürmüştür. Yani Achilles ile İskender arasında 850 yıl kadar bir zaman bulunmaktadır. İskender atalarının anne tarafından Andromakhe ve Achilles, baba tarafından ise Heracles’e dayandığına inanıyordu. Heracles’in (Herkül) Zeus’un oğlu ve Achilles’in Tanrıça Thetis’in oğlu olması, İskender’in soyunu Tanrılar’a bağlıyordu. Büyük İskender anne tarafından soyunun iki kolunu barıştırmayı hedefliyordu. Bunun nedeni Andromakhe’nin Hector’un eşi ve dolayısıyla Troya tarafında olması, Achilles’in ise Akhalar’ın en güçlü komutanı olup Hector’un baş düşmanı olması ve Achilles’in oğlu Neoptolemos’un Priamos’u öldürmesiydi. Bu iki kolu barıştırmak ve Neoptolemos’un işlediği suçun affedilmesi için, Büyük İskender, Troya Savaşı sırasında hükümdar olan Priamos’un öldürüldüğü yerde kurbanlar kesti. Andromakhe anısına, bölgede (İlion) yaşayan topluluğa ihsanlar yağdırdı. Atası Achilles’in mezarını ziyaret etti ve ona değerli armağanlar sundu.

Büyük İskender

Günümüzde Achilles’in mezarının nerede olduğuna dair çeşitli söylemler çıkmakta ve araştırmalar yapılmaktadır. Okurların büyük bir kısmı Troya Savaşı’nın bile kesin olmadığını dolayısıyla Achilles’in Mezarı gibi bir kavramın nasıl olacağını düşünecektir ister istemez. Fakat günümüze ulaşan kaynaklara ve kazılar sonucu bulunan eserlere baktığımızda Troya Savaşı’nın olmadığı da kesin değildir. Şöyle de düşünmek gerekir ki, bu mezar bir anıt niteliği de taşıyabilir.

Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Görevlisi Dr.Derya Şahin ‘Amisos Mozaiği Işığı Altında Akhilleus - Thetis İkonografisi’ konulu yüksek lisans tezinde Akhilleus kültünün Amisos Mozaği üzerinde kompozisyondan hareketle Karadeniz’in güney sahillerine de geldiğine dair buluntuların olduğunu işaret etmiştir.

Ahmet Çağdaş Çatoğlu’nun haberine göre:
"Dr. Derya Şahin, Akhilleus`la ilgili Karadeniz"de çok fazla buluntu olduğunu söyledi. Samsun Arkeloloji ve Etnografya Müzesi`nde yer alan Amisos Hazineleri`nde ise `Nereidler`in bulunduğunu söyleyen Şahin, “Nereidler, Akhilleus`un annesi Thetis`in kızkardeşleridir. Ve Akhilleus`un öldükten sonra Karadeniz`de bir adaya gömüldüğüne inanılmaktadır” dedi.’

Achilles’in Ölümü

Bir başka iddia ise Achilles’in mezarının Çorum’da olduğudur. 2004 yılında bu haber Çorumlular ile Çanakkaleliler’i karşı karşıya getirmişti. Çanakkaleliler’e göre ise Achilles’in mezarı, Çanakkale Sivritepe Tümülüsü’ndedir, Achilles adına inşa edilmiş olan antik kent ise bu tümülüsün çok yakınındadır.

Özetlemek gerekirse, günümüzde ne Achilles’in ne de Büyük İskender’in mezarlarının nerede olduğuna dair kesin bir bilgi yoktur. Fakat kesin olan bir bilgi var ki o da binlerce yıl önce yaşayan bu iki kahramanın ne kadar önemli kişiler olduğudur. Bugün insanoğlu nükleer silahlarla, petrolle, ekonomik sıkıntılarla uğraşırken, kendi döneminde bir mızrak ve bir kalkan ile savaşmış bu isimlerin adını hala unutamamıştır, unutmayacaktır da.

Bu yazıyı yazarken dikkatimi çeken bir başka anekdot ise, atası Achilles’in izinden giden Büyük İskender’in, tıpkı Achilles gibi mezarının kayıp olmasıdır. Rastlantı mı desem,"Tanrılar"ın bir hikmeti mi desem bilemedim.

Yazan:Dimitri Daravanoğlu
Kaynakça:
1-)Arrianos,İskender’in Seferi,Çev.Furkan Akderin,Alfa Yayınevi,İstanbul,2005
2-)Bosworth A.B.,Büyük İskender’in Yaşamı ve Fetihleri,Çev.Hamit Çalışkan,Dost Yayınevi,Ankara,2005
3-)Radikal Gazetesi,7 Haziran 2004
4-)Ahmet Çağdaş Çatoğlu,Haber7,18 Ekim 2007
Yazarın izniyle buradaki sitesinden alıntılanmıştır.

Mitoloji Gerçekleri: Prometheus ve Karaciğerin Yenilenmesi

Yunan Mitolojisi’nde anlatılan bir çok efsane günümüz gerçeklerini içerir. Hesiodos ve Homeros’a göre düşünürsek günümüzden yaklaşık 2700 yıl evvel anlatılan efsanelerdeki gerçekler hakikaten şaşırtacak derecedendir. Özellikle içinde bir tıp gerçeğinin geçtiği efsaneler ‘Bu adamlar 2700 sene evvel bunu nasıl anlamışlar?’ dedirtecek cinsten.

Günümüzde, karaciğerin kendini yenileyen bir organ olması neredeyse herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Bu gerçek, Yunan Mitolojisi’nde Prometheus’un hikayesinde saklıdır.


‘Prometheus, Tanrılar’dan önce varolan Titanlar’dan İapetos’un oğludur. Zeus’un bir kuzenidir denilebilir kendisi için. Kile şekil vererek ilk insanları yaratan olarak geçmektedir. Oysa Hesiodos’un Theogonia isimli eserinde, insanın yaradılışı bu şekilde anlatılmamıştır. Hesiodos’a göre Prometheus ilk insanın yaratıcısı değil, velinimetidir.
Efsaneye göre Prometheus, bir kurban töreni sırasında, kestiği sığırın etlerini ve iç organlarını hayvanın işkembesine sararak derisinin altına, sıyrılmış kemikleri ve arta kalan kısımları da içyağına sararak Zeus’a sunar. O’na kendi payını seçmesini ve diğer kalan payı da insanlara vereceğini söyler. Zeus iç yağına sarılmış olanı tercih eder,tabii yağı kaldırdığı an kemikleri görecek ve Prometheus’un onu bu şekilde aldatmasına kızacaktır. Bu durum üzerine Zeus, insanlara ateş göndermemeye karar verir böylece eti pişiremeyeceklerdir. Fakat insanları her zaman destekleyen Prometheus, Hephaestios’un ocağından çaldığı ateşi insanlara yollar. Bir başka anlatıma göre Prometheus bu ateşi, güneşin tekerleğinden çalmıştır.
Prometheus’un kendisini aldatmasına ve insanlara verdiği cezayı hiçe sayarak onlara yardım etmesine kızan Zeus, Prometheus’u Kafkas Dağları’na zincirlemiştir. Ayrıca bir kartalı da Prometheus’un ciğerini yemesi üzerine başına musallat etmiştir. Kartal her gün Prometheus’un yanına geliyor, karaciğerini yiyor ve ertesi gün karaciğer yeniden oluşuyordu.’
Prometheus daha sonradan Heracles tarafından kurtarılmıştır.
Efsane ilk bakıldığında, insanın ateşle tanışmasının öyküsü veya en basitinden Prometheus’un cezalandırılmasının öyküsüymüş gibi algılanmaktadır. Tabii ki efsane bunları da içermektedir. Ama günümüz gerçeklerine baktığımızda, bu hikayedeki en önemli unsurun ‘Karaciğerin Yenilenmesi’ olduğu kanısına varmaktayız. Günümüzden 2700 yıl önce karaciğerin bu özelliği biliniyormuşcasına bir efsane anlatılmıştır. Belki bu gerçek ilk defa bu efsane içerisinde belirtilmiştir, belki de bilinen bir gerçek kullanılarak efsaneye bir detay katılmıştır.
Yazan: Dimitri Daravanoğlu
Kaynakça:
1-)Grimal P.,Mitoloji Sözlüğü,Çev.Sevgi Tamgüç,Sosyal Yayınlar,iSTANBUL, 1997
2-)Mavromataki M.,Greek Mythology and Religion,English Edition,HAİTALİS,Athens,1997 Yazarın izniyle buradaki sitesinden alıntılanmıştır
.

Prometheus

Karart göklerini Zeus,
Duman duman bulutlarla;
Diken baslarini yolan çocuk gibi de
Oyna meselerin, daglarin doruklariyla.
Ama benim dünyama dokunamazsin,
Ne senin yapmadigin kulübeme
Ne de atesini kiskandigin ocagima.

Su evrende siz tanrilardan
Daha zavallisi var mi bilmem:
Kurban vergileri
Dua üfürükleriyle beslenir
Hasmetli varliginiz zar zor.
Size umut baglayan budalalar,
Çocuklar, dilenciler olmasa
Yok olur giderdiniz çoktan.

Ben de bir çocukken
Ne yapacagimi bilmez olunca
Çevirirdim günese dogru
Görmedigini gören gözlerimi;
Yakarisimi dinleyecek
Bir kulak varmis gibi yukarda;
Varmis gibi derdimle dertlenecek
Benimkine benzer bir yürek yukarda.

Azgin devlere karsi
Kim yardim etti bana?
Kim kurtardi beni ölümden,
Kim kurtardi kölelikten?
Su benim yüregim degil mi,
Kutsal bir atesle yanan yüregim,
Her isi basarmis olan?
O degil mi cosup tasarak,
Yukarda uyuyani aldatarak
Basimi beladan kurtaran?

Benim seni kutlamam mi gerek? Niçin?
Hiç derdine derman oldun mu sen
Derdine derman bulamayanin?
Gözyasini sildin mi hiç
Basi darda olanlarin?
Kim adam etti beni?
Güçlüler güçlüsü Zaman
Ve önü sonu gelmeyen Kader, degil mi?
Onlar degil mi
Senin de benim de efendilerimiz?

Sen yoksa beni
yasamaktan bikar mi sandin?
Kaçar çöllere giderim mi sandin
Açmiyor diye
Tüm düs tohumcuklari?

Bak iste, yerli yerindeyim;
Insanlar yetistiriyorum bana benzer;
Bütün bir kusak benim gibi,
Acilara katlanacak, aglayacak,
Gülecek, sevinecek,
Ve aldiris etmeyecek sana
Benim gibi!

                                               Johann Wolfgang von Goethe

Athena

Athena, Yunan mitolojisinde akıl, sanat, strateji, barış ve savaşın tanrıçasıdır. Roma mitolojisinde Minerva diye anılır. Babası Tanrıların başı Zeus, annesi ise Zeus'un ilk karısı olan Hikmet Tanrıçası Metis' tir. Sembolleri, kalkan, mızrak, zeytin dalı ve baykuştur. Mızrak savaşı, zeytin dalı barışı, baykuş da bilgeliği temsil eder. Athena, Atina kentinin baş tanrıçası ve koruyucusudur, kent ismini de ondan almıştır. Athena ve sembolize ettiği karekterler birçok kültürde benzer formlarda bulunur. Athena ayrıca Troya savaşında Akhaların yardımına koşup tahta atın yapılmasına yardım etmiştir. Athena özel bir kalkan taşır. Bu kalkan Aegis olarak isimlendirilmiştir. Kalkanın üzerinde, değişik süslemelerle birlikte medusa'nın başının resmi bulunur. Bu kalkanın önünde en güçlü ordular bile bozguna uğrar.

Temel özellikleri kentle ilgili olan Athena birçok bakımdan Kır Tanrıçası Artemis'in karşıtıdır. Athena'nın Yunan uygarlığı öncesinden gelen bir tanrıça olduğu ve daha sonra Yunanlılarca benimsendiği sanılır. Ama Yunan ekonomisi, Minos uygarlığından farklı olarak önemli ölçüde askerî temele dayandığı için, Athena başlangıçtaki evcil işlevlerini korumakla birlikte giderek bir Savaş Tanrıçası'na dönüşmüştür.

Athena'nın doğumu

Yunan mitolojisindeki en garip doğumlardan biri Athena'nın doğumudur. Athena Merkür gezegeninin ve 4. güne hükmeden, aynı zamanda bilgelik ve zeka sahibi bir titan olan Metis'in kızıdır. Diğer titanlara göre Metis erken kuşak bir titandı.


Zeus zamanla gücünü ortaya koymaya başladığında Metis ile yakınlık kurmaya başladı. Zeus, babası Kronos gibi çocuklarından birinin isyanı ile tahtından olacağı korkusuna kapılıp ve aynı zamanda da eğer bir doğum gerçekleşirse Metis'in kendisine üstünlük sağlayacağı endişesiyle ilk karısı olan Metis'i yutar. Fakat Zeus Metis'i yuttuğunda Metis zaten Athena'ya hamile kalmıştı. Zeus'un kafasında hergün daha fazla büyüyen bir şişlik vardı. Metis Athena'yı Zeus'un kafasının içinde doğurdu, O'nu yetiştirdi ve kendisine mızrak ve kalkanını verdi. Karısını yuttuktan sonra bu şişlik yüzünden korkunç baş ağrıları çeken Zeus bir gün yanına Hephaistos'u çağırır. Zeus Hephaistos'a, en güçlü balyozunu alıp gelmesini ister. Hephaistos bir koşu tanrıların tanrısının isteğini yerine getirir. "Şimdi de en güçlü vuruşunu kafama göm!" der Zeus. Yıldırımların efendisinin bu isteğinden çekinir ateş tanrısı. Daha önce Zeus'un nefretini acı bir tecrübeyle tatmıştır çünkü, kafama neden vurdun diyerek nefret kusmasından korkar. Zeus, demirci tanrısının kafasına vurması için tehditler yağdırır. Ne yapacağını şaşıran Hephaistos korkuyla karışık tüm gücünü kullanarak balyozuyla Zeus'un kafasına vurur. İşte o anda Athena miğferi ve zırhı ile tam takım babasının başından fırlar ve derki " Ben Pallas Athena. Diğer Tanrılardan saygı görmek istiyorum." demiştir.


Atina Şehrinin Kuruluşu

Atina şehri yeni kurulmaktadır ve şehrin tanrısı kim olacağı söz konusu olur. Bütün Olimpos tanrıları bir araya gelirler. Çeşitli yarışmalar sonucunda iki tanrı kalır. Bu iki tanrı Poseidon ile Athenadır. Jüri tanrılar bu şehre en büyük hediyeyi verecek olanı şehrin tanrısı seçeceklerini belirtirler. İlk olarak kendinden emin Poseidon öne çıkar. Üç başlı mızrağını yere vurur ve yer yarılarak bir at ortaya çıkar. Poseidon atı herkese göstererek "Bu evcil bir attır, insanı yorulmadan istediği her yere götürür, onun yüklerini taşır." der. Bütün tanrılar büyülenmiştir bu hayvan karşısında. Athena ise küçük bir gülücük atar ve ünlü mızrağını yere saplar. Mızrağın saplandığı yerden bir filiz çıkar ve büyür büyür çok güzel bir zeytin ağacı olur. "Bu da zeytin ağacıdır. Meyvesi olan zeytinin saymakla bitmeyen özellikleri vardır. Zeytini insanlar yiyebilirler, yemeklerine katabilirler. Yağını yapıp, yakarlar, geceleri aydınlatırlar. Yemeklere dökerler, çok güzel lezzetler elde ederler. Aynı zamanda bozulmaz, ve bozulmasını istemedikleri yiyecekleri saklarlar. Ve böyle faydaları daha da sayılabilir." der zeki tanrıça. Bütün tanrılar bakakalmıştır bu ağaca. Hepsi tebrik eder Athena'yı, artık şehir ona aittir. Şehrin ismine de Atina denecektir bundan sonra. Poseidon ise, belki de bir tanrıçaya yenilmekten, tüm siniriyle üç başlı mızrağını dağa fırlatır. Dağa saplanır mızrak, hala mızrağın izinin orda olduğu söylenir. Ayrıca Athena'nın o meşhur ağacının da Atina'daki akropoliste portikonun yanında duran zeytin ağacı olduğuna inanılır.

Athena Parthenos: Bakire Athena

Athena'nın hiç yoldaşı, sevdiği olmamıştır. İşte bu yüzden Athena Parthenos yani "Bakire Athena" olarak da anılır. Atina'daki ünlü Parthenon Tapınağı da ismini buradan alır. Bu Athena'nın sadece bakireliği ile ilgili bir gözlem değildir, fakat O'nun cinsel mütevaziliğin ve tanrısal gizemin daimi koruyucusu olduğu rolünün bir doğrulamasıdır. Üstlendiği bu rol Athena hakkında birçok hikayenin de doğmasına yol açmıştır. Marinus'un anlattığına göre Hristiyanlar Parthenon'dan Athena'nın heykelini kaldırır. Ardından Proclus'a ki kendisi fanatik derecede Athena'ya düşkündür; rüyasında bir Atinalı kadının O'nunla yaşamak istediğini söylediğini bize anlatmıştır.

Yunan Mitolojisinde Ara

Yükleniyor...

Popüler Yayınlar

Yunan Mitolijisi

Yunan Mitolojisi ile ilgili Türkçe içerikli gerekli bütün bilgileri ve özgün yazıları toparlamaya çalıştığım bu sitede, blog sitelerinin özelliklerinden kaynaklı olarak bir yığın meydana gelmiştir. Aradığınız konulara yandaki "arama" veya "etiketler" bölümlerini kullanarak ulaşabilirsiniz. Bana bir şey iletmek isterseniz mail atabilirsiniz.
Sitede özgün içerikli yazıların kaybolmaması adına da yanda onların linklerinin yer aldığı bir bölüm açtım. Sizin de "bu siteye uyar" dediğiniz yazılar veya derlemeler varsa lütfen bana ulaştırın. Kaynak belirterek yayınlayalım.